26 Kasım 2010 Cuma

      Bir kadın evinden çıktı,evinin önünde beyaz,uzun sakalları olan 3 yaşlı adam gördü.Onlara, "sizi tanımıyorum ama aç olmalısınız.Lütfen evime buyurun ve birşeyler yiyin." dedi. "Kocanız evde mi?" diye sordular. "Hayır" dedi kadın, "dışarıda" "o zaman giremeyiz" dediler. Akşam kocası eve gelince kadın olanları ona anlattı. Kocası "onlara eve geldiğimi söyle ve içeri davet et" dedi. Kadın dışarı çıktı ve yaşlı adamları içeri davet etti. "biz bir eve beraber girmeyiz." dediler. Kadın "neden?" diye sordu.Yaşlı adamlardan biri "onun adı ZENGİNLİK'tir" dedi,arkadaşlarından birini göstererek ve bir diğerini göstererek: " onun da adı BAŞARI, ben de SEVGİ'yim." Sonra ekledi "şimdi eşinle konuş hangimizi evinize davet edeceğinize karar verin." Kadın eve girdi ve olanları kocasına anlattı.Kocası çok sevindi. "Ne kadar harika.Zenginliği davet edelim,gelsin ve evimizi zenginliklerle doldursun." dedi. Kadın "neden başarıyı davet etmiyoruz?" dedi. O sırada onları dinlemekte olan kızları "SEVGİ'yi davet etsek daha iyi olmaz mı?" dedi." O zaman evimiz sevgiyle dolar"  
         Adam "bence kızımızın tavsiyesine uyalım.dışarıya çık ve SEVGİ'yi davet et SEVGİ bizim misafirimiz olsun" dedi.Kadın dışarıya çıktı,SEVGİ'yi seçtiklerini söyledi ve SEVGİ'yi evlerine davet etti.SEVGİ kalktı ve eve doğru yürümeye başladı.Diğer iki arkadaşı da kalktı ve onu takip etti.Kadın büyük bir şaşkınlıkla "ben sadece SEVGİ'yi davet ettim,siz neden geliyorsunuz.?" diye sordu.Yaşlı adam cevap verdi: "Eğer siz ZENGİNLİK veya BAŞARI'yı davet etmiş olsaydınız , diğer ikimiz kalacaktık, ama siz beni (SEVGİ'yi)davet ettiiniz için ben nereye gidersem BAŞARI ve ZENGİNLİK te benimle birlikte gelir."







                  Bayram tabiikide eski tadında geçmedi ama ben bayramda güzel bir ziyaret yapıp babannemin ve dedemin mezarını ziyaret ettim.İşte o an o geçirdiğiniz dakikalar-ben ne kadar kaldım bilemiyorum-eğer iyi değerlendirirseniz size çok şey öğretiyor o derin sessizlik.Aslında tüm bu yaşanılan şeyler..kavgalar,acılar,savaşlar,dökülen gözyaşları,öldürülen zamanlar..o kadar boş o kadar saçma geliyor ki.Bana da tam olarak bu oldu.O an da en sevdiklerime zaman kaybetmeden onları ne kadar çok sevdiğimi söyledim.Onları üzdüğüm zamanlar için özür diledim.Annem,babam,en yakın arkadaşlarım,saçma bir sebepten dolayı konuşmadığım 15 senelik en iyi dostum..ve tabiiki...Monte Kristo'dan..İtiraf etmeliyim kii o en zoruydu ama telefonu açmak en kolayıydı =) O gün daha iyi bi insan olmak adına kendime söz verdim.Ne kadar tutulabilir bilemiyorum ama "..artık anın tadını çıkaran küçük şeyleri büyütüp ne kendini üzen ne de başkalarını üzen..melek gibi biri olmak" adına bir söz verdim kendi kendime.Zamanla ne kadar uygulayabiliyorum görücez.Bu aralar Ahmet Şerif İzgören okuyorum..o bir izmirli..size çaktırmadan hayatınızın dümenini elinize almayı öğretiyor.Kitabımın adı: "Avucunuzda ki Kelebek".yukardaki minik hikaye kitabın içerisinde bolca geçen ders verici hikayelerden sadece bir tanesi.Beni çok etkilediği için paylaştım umarım siz de beğenirsiniz.
              Fasulyenin nimetlerine gelecek olursak..takvim hazırlayan matbaa çalışanlarına kısa banaysa upuzuuuunnn gelen o karanlık günler sonunda bitti.Benim güneşim ışıklarını ve aynı hızla sıcaklığını hissettirmeye başladı bile.Güneşin en tepeye ulaşması için esecek olan son fırtınaya karşı dimdik durabilmek..en kolay yolu birbirimize sarılırız ..işte şimdi hiçbir fırtına yıkamaz..ve güneş doğar.
             Şimdi herşey daha farklı gibi.Monte'mi değişti yoksa ben mi ? Herakleitos ne güzel söyler.."Değişmeyen tek şey değişimin ta kendisidir..!!" Herkes,herşey değişti..ben,Monte,ilişkimiz,dünya,mevsim,sokaklar..herşey herşey değişti.Ben artık daha farklı pencerelerden bakıyorum dünyaya..O ise "yeni beni" tanımaya çalışıyor.Herşeyi sıfırlamak ikimize de iyi geliyor şimdilik.Şaka maka başarılıyız da galiba bu işte..Artık bana bazı şeyler batmıyor bile ..eskiden beni rahatsız eden şeyleri artık farketmiyorum bile sonradan aklıma geliyor..sesimi çıkarmıyorum "herşeyi sıfırlıyoruz..;)" İyi olan bişey var artık sadece ben ve Monte var.Başka hiçkimse yok..!! ailelerimiz,planlar,programlar,bi takım mecburiyetler..hiçbiri yok artık..Artık vedalar canımızı yakmıyor.Dramatize etmeye gerek yok.Sanırım bu maddeselcilikten ruhani bi boyuta geçiş yada öyle bişey..neyse Türkçesi yada bencesi..:) artık onu hissetmem için ona dokunmam gerekmiyor,konuşmama gerek yok..O Monte Kristo..hep var..hep te var olacak..o benim içimde..onu özlediğimde düşünmem yeterli..fotoğraflarına da ihtiyacım yok yüzünün her çizgisini ezberledim..teninin kokusuna ihtiyacım yok veya o kokan gömleğime..buram burak hissediyorum..durum bundan ibaretse herkes yapması gereken şeyleri yapmalı..o okuluna gitmeli bense iş aramalıyım bulursam çalışmalıyım..
            Şu sıralar yaşadığımı daha bir hissediyorum.Bir şeylerle uğraşıyorum zevk aldığım ve bana kendimi iyi hissettiren tarzda şeyler mesleğime katkıda bulunuyor.O artık hayatımın bir parçası.Kitapçıya giripte siyasi veya aşk üstüne yazılmış kitapları es geçip kişisel gelişim ve insan kaynakları/işletmelere yönelik kitaplara odaklanıp saatlerce vakit vede nakit harcadığım an işte dedim oldun kızım sen :) Önümde güzel bir rol modelim var her an biraz daha bişeyler öğrenebileceğim.Sanırım onu sınıfta bir tek ben seviyorum.Zor bir kadın sana altın tepside sunmuyor bilgi ve tecrübesini.Peşine düşmen lazım ama bazen onu izlemek bile yeterli.
Arkadaşlarımla ve sevgilimle o an canım ne istiyorsa yapıyorum..düşünmeden sorgulamadan..planlamadan...Evden çıktığımda kafamda bişey yok..eğlenmek için anlık kararlar verip uyguluyorum.Son günüm diye 2ay boyunca yapmak isteyipte yapamayacağım ne varsa bikaç saate sıkıştırmaktansa bu çok daha güzel ve bir o kadar da değerli..











     not:herşey bir insanı sevmekle başlar..ve güzelleşir...evren takipte..ona pozitif enerji yolluyoruzz..:))

16 Kasım 2010 Salı

bayramın bayram olduğu zamanlar

                  Haftalar öncesinden alışverişe çıkardık.Bazen annem,babam ve ben ; bazense teyzem,kuzenlerim ve annemle.Teyzem iyi anlardı çarşı pazar işinden üç çocuğa alıyoruz diye indirim de yaparlardı.Baya ucuza kapatırdık hesabı ama ayaklarımız şişerdi.O zamanlar kuruşun değerli olduğu zamanlar,ipek mendil kulladığımız zamanlar,ipek mendil içinde harçlığın verildiği zamanlar.Tepeden tırnağa her bayram ne gerekiyorsa alınırdı.Para varmış yokmuş önemsenmezdi dedim ya kuruşun değeri vardı o zamanlar.Kredi kartı yoktu ki o çıktı çıkalı mertlik te bozuldu.
              Akşamdan banyomuzu yapardık sabah zaman kaybetmeyelim diye.Babam bi güzel saçlarımı tarardı.Heyecandan uyuyamazdım ki aldığımdan beri sürekli seyrederdim cicilerimi.sabah erkenden kalkardım babam bayram namazından dönerdi.Annem kahvaltıyı hazırlardır.Ailecek kahvaltı ederdik.Sonra amcam gelirdi bir fasıl onlarla sohbet muhabbet.Hepberaber amcamın minicik arabasına doluşup Şirinyer'e babanneme giderdik.Nasıl sevinirdi canım benim..!! Babannemle dedemle sohbet muhabbet..Kahkahalar bulutlara değerdi.Kahveler yapılır eski bakır cezvede kokusu bütün evi sarardı.O eski ev hala rüyalarımı süsler.Ne de güzeldi.her bir karesinde dedemle babannemin parmak izleri.Öyle bir işlemişki ruhları o eve onlar bu dünyadan gitselerde hala varlıklarını hissedersiniz.

            Sonrası..tatlılarımız gelir ve koyu bir sohbet başlar.Dedem Çanakkale hikayelerini anlatır,babamlar çocukluk anılarını,deden bazen Atatürk'ü anlatır.Masal gibi gelir bize.Onun kitapta yazılanlardan nasıl daha fazla olduğunu anlatır,onun rakıyı nasıl sevdiğini ama alkolik olmadığını anlatır,onun nasıl iyi bir evlat,nasıl yürekli bir asker,nasıl başarılı bir siyasetçi olduğunu ama diktatör olmadığını analtır..Dedem söz konusu Ataysa kendini tutamaz.Zaman nasıl geçer anlamazsınız.Zamanın akıp gittiğini farkeden büyükler zengin kalkışı yapar tek tek akrabalarımız gezilir,elleri öpülür,şekerleri yenir.Hepsi bizi bağrına basar.Bizim orda torunlar pek sevilir.
           Günü ananemde bitiririz.Bize yaprak sarma ve börek yapar.Teyzem,eniştem,dayım,annem  babam hepimiz masaya oturur yemeğimizi yeriz afiyetleSonra çaylar,kahveler,meyveler..İkinci ve üçüncü günler komşularımızı gezmekle geçer.
          Ben çocukken bayramları iple çekerdik.her zaman gördüğümüz insanlardı belki ama güzel olan birlikte olmanın huzuruydu.Mecburiyet olmadı hiçbi zaman ziyaretler.Hiçbir zaman o ipek mendilin arasındaki dolgun harçlığa ihtiyacımız olmadı veya verilen naçizane hediyelere ama bizim çocukluğumuzda çekmecemiz o mendillerle dolup taştı kumbaramız büyüklerimizin verdiği harçlıklarla.Ben ilkokula giderken mavi önlüğüm vardı.cebime bayramda verilen mendilleri takardım.Yakam kolalı olurdu her zaman.annem onları özenle yıkardı ütülerdi.Öğretmenim her pazartesi tırnak kontrolünü o mendillerin üzerinde yapardı.
          Her akşam eve gelince paralarımı sayardım kağıtların değerindense adedi önemliydi.Çünkü; ne kadar çok kağıt para varsa o kadar kişinin elini öpmüşüm ve bana harçlık vemriştir.ister 1 tl ister 100 tl hiç farketmedi.Bazı zamanlar annemle babamı hararetli konuşmalar yaparken duyardım ay sonunu getiremezlerdi.Ozaman minik ellerimle tutabildiğim kadar paramı babama verirdim.Gözleri dolardı ama bişey diyemezdi.İçerlerdi de bu durumu.Ama hiç belli etmezdi.
          Artık bayramlar böyle değil.Artık bayramlar tatile çıkmak için fırsat,insanların ceplerini boşaltmak için,bankaları ve büyük mağazaları daha da zengin etmek için fırsat..Artık ayaklar geri geri gidiyor bayramlaşmalara,ki zaten genelde 1-2 gün önceden gidiliyor çünkü bayramda Çeşme,Kuşadası,Ayvalık,Bodrum gibi yerlere önceden rezarvasyon yapılmış.
         Artık çocuklarda aynı değil.Biz mendilin arasında para olduğunu adımız gibi bilirdik,merak ta ederdik..buna rağmen almaya utanırdık.Babannemi kaybettiğimde 19yaşındaydım o yaşıma rağmen bana harçlık vermek te ısrar ederdi almazsam çantama koyardı.Bu yaşımda bile harçlık vermek isteyenler olur da utanırım.Bu utanç istemem yan cebime koydan değil.."Kazık kadar oldun yeğenine harçlık veremiosun hala harçlık alıosunun" un utancı.Ama şimdiki çocuklar bayramda ne alayım sana diye sorduğunda "bişey istemem para ver bana" diyebiliyor.Kim sorumlusu biz mi??
          Zaman çok hain öyle ki "değişimin" sadece şirketlerde değil hayatının her alanında olduğunu kanıtlıyor sana.aynaya baktığında görüyorsun ilk,sonra bayramlar,sevdiğin insan sana aynı bakmıyor,dostluklar değişiyor,aşklar da,evlilikler,komşuluklar..
         Hepinize şeker tadında bir bayram dilerim:))






31 Ekim 2010 Pazar

hayal..

aç kapıyı ne olur dışarda kaldım 
çok üşüdüm sıcağına bel bağladım
talihsizlikler üst üste geldi
kendimi güç bela yanına attım
sana inandım koştum geldim 
dünde ne vardı unuttum geldim
dünya yansın koyverdim
bana biraz renk ver..
en başından biliyordum adalet vardı..
hiçkimse duymazsa bi duyan vardı
en kötü kararlardan beterdi kararsızlık
niyetlenince Tanrı yolumu açtı..

            Bugün kalktım gene güneş müsade etmedi rüyamın en güzel yerinin "sonunun" tamamlanmasına.İsyan ettim bi rahat ver diye.Odam çok havadar olmasına rağmen eşyalar bu sabah benim üstüme üstüme yürüdü,hava birden karardı,yağmur fırtına,lodos bile karşıydı bugün bana,saatler,güneş çok darıldı bana haklı da çocukluğumdan yadigar bir şımarıklıkla kırdım kalbini..şimdi doğa ana benden intikam alıyor.Odamdan çıktım banyoya gittim maksat temizlenmek pisliklerimden.Aynada spot ışıklarının aydınlattığı çıplak aciz bedenime baktım uzun süre ne kadar bilmiyorum.Yeni röfleli saçlarım darma dumandı,dünden kalma makyajım akmıştı,her zaman parıldayan gözlerim çok soluk bakıyordu,omuzlarım çökmüştü aynı anda gözlerimin altıda o güçlü kadın yoktu karşımda.Herşey üstüme gelmeye başladı duvarlara tavan eşlik etti,sesler kulağımda ilk başlarda sözcükleri ayırt ettiğim ama anlamlandıramadığım sesler şimdi boğuk bir uğultuya dönüşüvermişti.Beni çok rahatsız etmeye başladı tıpkı on Kasımlardaki siren sesine benzer bir ses te eklenince çekilmez olmuşlardı.Ayak seslerini duydum bana geliyorlardı uğultu artıyordu git gide çoğalarak geliyorlardı.Ben de duşakabine kaçtım kapattım kağılarımı suyu sonuna kadar açtım duymamak için.Artık güvendeydim tazzikle akan su tüm pisliklerimi alıp götürücekti kanalizasyona.Ne kadar kaldım bilmiyorum ama sonrasında kendimi havaalanında biletim elimde uçağımı beklerken buldum.Nereye gittiğimi bile bilmiyordum tek bildiğim gideceğim yerde güvende olacağımdı.Uçağıma bindim bikaç saat sonra varmıştım gideceğim yere.Kimin yanına gitmeyi planladıysam ona haber vermemiştim doğal olarak haberi yoktu peki neydi bekleme salonuna birilerini arayan gözlerle bakışımın sırrı? Dışarı çıktım bir taksi çevirdim taksicinin aksanı çok düzgündü onun için hala hangi şehirde olduğumu bilmiyorum.Bir bilinmeze gidiyorum ama içim huzur dolu sevdiğim birinin yanına gidiyorum galiba.Kim bilir..
           Taksi dar bir sokağa girdi sanırım bu son dönemeçti geldiğimden değil içime doğdu nerden doğduysa..
Eski bir apartmanın önünde durdu.Taksiciye parasını uzattım.Teşekküretti bende ettim ayıp olmasın diye.Eski dedim ya asansör yoktu bavulumla beş kat çıkmak zorunda kaldım.O kadar gürültü etmeme rağmen bir allahın kulu kafasını uzatmadı "noluyor?" diye.Biz olsak bütük apartman çıkmıştı koridora.Sonunda gelmiştim uzun koridordan geçtim ve sonunda kapıya ulaştım.zile gitti elim ama çalamadım.Neden mi? neden burda olduğumu bile bilmiyorum nedensiz herşey.Telefonumu çıkardım mesaj attım hala kim olduğunu bilmiyorum sır.          Attığım mesaj:"Aç kağıyı ne olur dışarda kaldım çok üşüdüm sıcağına bel bağladım talihsizlikler üst üste geldi kendimi güç bela yanına attım.Sana inandım koştum geldim dünde ne vardı unuttum geldim dünya yansın koy verdim bana biraz renk ver.." kağı açıldı sanki beni beklercesine içeri buyur etti yüzü hala yok.Muamma..!!
karşıma geçiyor boyu benden uzun başım yerde.Bir anda üstümdeki yükler ağır geliyor belkide herşeyi bırakıp gelmenin yükü bilmiyorum.Yere yığılıveriyorum dizlerimin üstüne.O da eğiliyor göğsüne bastırıyor beni.Tam da istediğim bu.Nerden,nasıl bilebiliyor neye ihtiyacım olduğunu.sarıyor beni güçlü kollarıyla bende sarılıyorum cılız kollarımla.Başımı daha bir sağlama alırcasına kimseler görmesin diye içimde ne varsa boşalıyor gözlerimden.Hıçkırıklarım durumu biraz daha dramatize etse de ikimizde halimizden memnunuz.Arada saçımı okşadığını hissediyorum.Aman allahımm en sevdiğim şey..peki nerden biliyor?İkimizde konuşmuyoruz ama sözcükler başka bir dille aktarılıyor.Bu yöntemle saatlerce ona anlatıyorum oda bana anlatıyor.Çok özlemişiz neden bu kadar bekledin diyor.Bi şey diyemiyorum..Ne diyebilirim ki..Çok huzurluyum.Artık kimse bana zarar veremez..Bu düşüncelerle çektiğim en güzel uykuya dalıyorum artık ne güneş ne fırtına uyandırabilir beni..sonrası yok öncesi yok.."bir tane daha yok şu andan.." neler vermezdim böyle bir an için..

28 Ekim 2010 Perşembe

şehirler..

            Ben senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni gorebilesin
Fedakarliğimi anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşiyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz o zamana kadar
o kadar karışacağız ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacagız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak iki çiçek açacak :
biri sen biri de ben..!!
Ben daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
Içimden bir şey : belki diyor..






                " Ne zamandır yazamıyorum sana." Demeyi ne çok isterdim sana ama kendi isteğimle yazmadım.Hayat dediğin şey ne kadar yoğun da geçse her gün aslında bir öncekinin tekrarı işte bu yüzden tam anlamıyla dolmayı bekledim.Bekledim ki bir öncekinden çok daha güzel işler çıksın ortaya. EARLE WİLSON'ın dediği gibi "Dün yaptığınız şey size hala iyi görünüyorsa,bugün yeterli değilsiniz demektir.Bu sebepten dolayı sonbaharın en güzel günlerini dünden çok değil sadece bir adım ileride olmak için değerlendirdim ve işte burdayım.
                Bu aralar çok fazla kullanıyorum beynimi projeler,sunumlar,araştırmalar,kitaplar,makaleler..Ama işin garibi şu ana kadar hiç düşünmediğim şeyleri düşünmeye başladım.Mesela "Şehirleri" hiç düşündünüz mü hangi şehiri seviyoruz en çok? İzmir?İstanbul?Ankara?Eskişehir?..Peki neden o içimizden tuttuğumuz şehiri seviyoruz yada nefret ediyoruz ? bunu hiç düşündünüz mü? ben de hiç düşünmemiştim bu aralar bunu düşünüyorum uyumaya çalışırken.Bir şehiri güzel yada çirkin yapan mimarisi,tarihi,yolları,barajları,alıveriş merkezleri,terminali,havaalanı,caddeleri,sokakları değildir.Bir şehiri güzel yada çirkin veya vazgeçilmez yapan şey içinde yaşayan insanlardır,anılarımzıdır.Dünyanın en kötü sokaklarına,en harabe şehirinde sevgiliyle geçirilen sevgi dolu birkaç saat o şehiri vazgeçilmezler listesine ekleyiverir."Neden bu kadar çok seviyorsun?" Dediklerinde nutkunuz tutulur.."seviyorum çünkü..seviyorumm..ama içinizden geçenler ben o güzel insan(lar)la güzel saatler ve günler geçirdim.İşte o güzel anlar yaşamımızı anlamlı kılan.
             Yıllarca bu şehirden kaçmaya çalıştığım bi anda bu şehiri sevmem için bir sebebim varken.Şimdi o sebep bavuluna yaşanan güzel anlarımızı alıp gitti çok uzaklara.Bana ise yeni yeni tadına varabildiğim ama her adımımda bana buram buram sevgiliyi hatırlatan bir şehir.Birzamanlar bu şehir bana kasveti hatırlatırken yakın geçmişte bana umudu,mutluluğu,huzuru hatırlatıyordu..ama şimdi..şimdi bana sadece hüznü hatırlatıyor.Yitirilen güzelliklerin yerini kazandığın güzelliklerle dolduramadığın bir şehir.Gökyüzünde toplanan bulutlar,üzerine bastığım kaldırım taşları,oturup denizi izlediğim banklar..hepsi içinde derinlere ittiğin yapbozun en önemli parçasını hatırlatıyor.Sonbahar ne güzel bi mevsimsin sen.Hele izmirde.gökyüzünden her daim bir bulut kümesinin ardından gülümsemeye çalışan bir güneş artık benim için daha mat bazıları içinse her zamankinden daha parlak.Bulutlar içindeki hüznü akıtırken yüzüme güneş ve nem ortak olmuş yakıyorlar bedenimi..yağmur tüm bunlara aldırmadan öylesine serin öylesine güzel ağlasam kimse anlamaz gökyüzünün hüznüne karışır gider.Yağmur öyle güzel öyle serin ki tıpkı ağustos sıcağında içilen buz gibi soğuk su gibi.O soğuk su nasıl akıyorsa ferah ferah boğazımdan yağmurda öyle ferahlatıyor bedenimi.Ama yetmez günlerce yıkasa beni bu yağmur yetmez.Eksiğim tamların arasında,yalnızım kalabalıklar içinde,ağlıyorum komedide,gülüyorum tragetyada.Porselen tabakta yemek yemenin tadı yokmuş;aynı tencereden sevgiliyle yemek yemedikten sonra.Babannemin "acılardır seni güçlü kılan."sözünü hatırlıyorum.Evet haklıydı acılar beni güçlü tuttu,sarıldığım bir tek dalım kaldı bu ise beni bir aşıktan öte bir işkolik yapıyor,birde çocuklarımız var tabikide unutamam asla onları terapinin en önemli ayağı onlar.TEGV gönüllüsü olmak insanın hayatından önemli bir adım.Farkındalık önemli..
                Benden bu gecelik bu kadar malum az kaldı bitirme projemiz Migros A.Ş tam gaz hazırlıklar sürüyor,uykusuz geceler..ama değecektir eminim.

26 Eylül 2010 Pazar

yağmur..melisalar..yaseminler..eski günler....:)

"Böyle bir acıya,yürek nasıl dayanır
Nasıl alışır bilmem
Biliyorum senin de,aklın hep bende
Nasıl dersin gelmem
Kırıldın mı çok,yoruldun mu yoksa
Nedir esaslı neden?
Yarım kalamaz inan,bu aşk böyle
Yakalar kalbinden
Emin misin bu kadar kendinden
Ne zaman çıktın aşkın emrinden
Gurur mu onur mu, söyle bizi vurur mu?
Biz böyle severken
Düştüysek kalkarız, daha ölmedik ya
Büyük yeminlerden vazgeçip dönmedik ya
Benim bir günüm geçmez ki seni görmeden
Birtanem, bırakma kendini al kalbini gel hemen.."



              Valla bizi vurur mu vurmaz mı bilemem ama..ben bu yağmura vuruldummm:) Hayatta bana huzur veren tek şey sanırım:) yağmur sesi..yağmur eşliğinde bahçeden gelen yasemin kokusu..ona yan bahçeden eşlik eden melisalar..:)Baş ucumda unutulmaz klasik..Vedat Türkali..yorucu bir günün ardından ayaklarımı uzatmışım buzlu çayımı yudumlarken şu yağmur beni bitiriyor..Bir bakıyorum yurt arkadaşımın doğum günüymüş..profiline giriyorum duvarına yazıyorum.."doğum günün kutlu olsun canım arkadaşım"..Sonra fotoğraf albümleri gözüme ilişiyor okulunu bitirdiğini stajer öğretmen olduğunu tahmin ediyorum.Çalıştığı okuldan fotoğraflar eklemiş öğrencileriyle.Çok duygulandırdı beni.Geleceğe dair ilk korkuları yaşadığım,gece tek başıma bir yurt odasında korktuğumda dairesine gidip hep beraber film izlediğimiz,erzağımızı paylaştığımız,adalarda 3-5 tur attığımız,vize ve final döneminde hep birlikte kafayı yiyip Anadolu'ya da sistemine de bu okulu yazan kendimizede..sövdürdüğümüz canım arkadaşım öğretmen olmuş ve öğrencileriyle fotoğraf çektiriyor.Bir öğrencisi yorum yapmış vay be diyorsun :) Daha dün o internet ekranında gördüğü sonuca seviniim mi üzüliim mi nin çelişkisini yaşayan bizler artık okulunu bitirmiş kariyer basamaklarını tırmanmaya başlıyoruz.O çok korktuğumuz hayat esas şimdi başlıyor.Korkulan,endişe edilen gelecek geldi bile artık farkına varmak gerek.
            Arkadaşlarım öğretmen olup vatana millete hayırlı bireyler yetiştirirken ben ne yapıyorum? Ben bu ülkeyi yöneticem diye yola çıkıp kapitalizmin kurbanı olan eski idealistlerden olabildim ancak.Onca okunan Markslar,Leninler,Keynesler,A.Smithler..o kadar çoklar ki artık beynim otomatik olarak unutuyor..:) Hepsi ben bi gün reel piyasanın malı olalım diye okutuldu diye.Büyükler hala sana bir soru sorarlar kalırsın öyle desinler..Marksı anlamak için koca koca siyaset kitabı okumama gerek yoktuu :) ufkum filan çok genişledi sağolsun fakültenin çok umrunda ya benim ufkum :) Neyse Allah Fakülteme zeval vermesin kii benim gibi diplomalı işsizler ordusu var olsun ilelebet :) Aynı arkadaşım birde yurt odasında çekilen fotoğraflarını gördüm bi hislendim ki sormayın.Özellikle o rahatsız edici yatak başlığına kafamı çarptığım,uçak sesiyle uykudan uyanıp tavana fırladığım günler(Eskişehir'de bulunanlar ne demek istediğimi anlarlar malum hava üssü hiç boş durmaz gece-gündüz:)),lağım kokusundan illalah ettiğim günler..hepsi birden canlanıverdi gözümde içim cız etti.Yaşlandım mı ne hafiften beyazlarda çıktı zaten gerçi onlar stresten:) Ahh ne günlerdi..yurtta tek başıma kalınca yan daireye kaçardım korkudan minnacık odaya 10 kız doluşup bilgisayardan film izlerdik kucaklarda patlamış mısırlar,tabii en fazla iki tabak patlamış mısır olursu el yordmıyla bulurdun mısırı film bi biterdi mısırı sen mi yedin yoksa senin haricinde her yer ve her şey mi yedi :) Aklıma bir an televizyonun daha bikaç evde olduğu yayının belli saatlerde yapıldığı zamanları anlatan filmler geldi.Mahallede bi tane evde televizyon vardır.Bütün mahalle yemekten sonra o evde toplaşır.Çiğdem çitlerler gözler hiç kapanmaz.Televizyonda neyin olduğunun bi önemi yoktur "aptal kutusudur" o :) İnsanlar o yoklukta nasıl mutlularmış diye gıpta ederdim.Benzer durumu biz yurtta yaşadık.Varlık içinde yokluk çektik ama mutluyduk.Adalarda atılan turlar,doktorlar caddesinde yenen Tantuni,çarşıda yapılan alışveriş..Sonra bi alışveriş merkezi açtılar benim gibi büyük şehirden gelenler bu ne yaaa bundan  bizim orda mahalle arasında var dalga mı geçiolar bizimle dedik,küçük şehirden gelenler ve Eskişehir'de bikaç senedir yaşayıp "bu şehire alışveriş merkezi şart"ın mücadelesini veren abilerimiz ablalarımız anaa alışveriş merkezi  dediler :) Neyse beğenen beğenmeyen hepimiz dolup taştık minicik alışveriş merkezinden :) sonra yenileri açıldı ayrı.Ankara'nın kızılayı örnek alındı,İzmir'in barlar sokağı,İstanbul'un nişantaşı ..sağolsun belediye başkanımız bize hiç eksiklik hissettirmedi.Ondan başka üniversite gençliği bizi kolay kolay anlayamaz idrak edemez bir şehire olan bu akıl almaz bağlılığımızı.Laf aramızda bi kısmı da kıskanır içten içe :) Şimdi cebine paranı koyda git bakalım o sokaklar aynı mı hayırrrrrrrr....!!!! aslaa o sokaklar cebinde tramvaya binecek paran yokken güzeldi artık sokak işte :) İzmir daha güzel :) Orda içilen biranın tadı güzeldi çünkü cebindeki son parayı verirdin yurda yürüyerek giderdin filan.Hatta sen dut gibi olurdun sahnede ki solist yanındaki arkadaşına yazardı sırf köprüyü geçsin diye çorba bile ısmarlardı.Para ödettirmezlerdi.Sen tabi bi yolunu bulup tüyerdin o ayrı :) ama o biranın tadı var ya o zamandı şimdi kordonda içtiğim biradan nolcakk :)
               Peki ben nasılım? iyi miyim gerçekten? artık uykumdan uyanıp ağlamıyorum,onun resmini görünce gözlerim dolmuyor,anılar aklıma gelince ağlamıyorum,bütün gün yatıp yaptığım hataları kafamda kurgulamıyorum.Çünkü ben Monte Kristo'ya söz verdim.Sözümü tutuyorum.Gülüyorum eğleniyorum,kursa gidiyorum,hayata karışıyorum,ödevimi yapıyorum,proje hazırlıklarına dahil oluyorum,Vakıf toplantısı olcak 7'sinde ona gidicem.Boş levha olan hayatımı dolduruyorum aziz J.Locke kulakların çınlasın :) Peki ben nasılım? mutlu muyum gerçekten evet çünkü karşılık beklemeden birini sevmenin zevkini yaşıyorum.Bir yerlerde onun da beni sevdiğinden emin olduğum biri var.Erkek arkaşım diyemesem de evet sevgilim.Sevgilerin en güzeli hem de..bunun için mutluyum.Ben artık bardağın dolu tarafını görüyorum,kötülüğün içindeki güzelliği görüyorum.Onu kırdığım zamanlar için pişmanım delicesine değiştirmek istiyorum geçen zamanı.Yapılacak pek bişey de yok aslında ama ağlamamak ta gerek.Hayat akıp giderken ömrüm boyunca bir kez olsun yakalamak gerek.Sevdiğin adama son kez sarılmak şansın varsa sarılmalı,öpebiliyorsan en doğru zaman şu zaman..yapmalısın,ona sevdiğini söylemek için ne çok geç ne de erken,böyle bişey yok hissediyorsan söylemelisin,nefret ettiğinde de sevdiğini söylerkenki kadar başın dik olmalı ve kararlı olmalısın,arkasında duramayacağın,inanmadığın sözler söylememelisin.İki kere düşünüp bir kere konuşmamız için iki kulağımız bir tane ağzımız var.
            Hayat bana 9 ay önce tanıdığı şansı bir kere daha tanır mı bilmiyorum.Gerçekten ben olup onun karşısına geçip elimi uzattığımda gel bu yolda yeniden birlikte yürüyelim diye elimi tutar mı aynı kararlılıkla bilmiyorum.Zaman bizden neler götürür bize neler getirir hiçbirşey bilmiyorum.Sadece yaşıyorum..onu sevmeyi yaşıyorum,hayatı yaşıyorum bana getirdikleriyle götürdükleriyle değil..;)
               


     not:Hayatta iki kere dinleyip bir kere konuşmanız için iki kulağınız ve bir tane de ağzınız var.Evrende herşeyin bir sebebi var ve sen ona ne verirsen onu alırsın.Yarın pazartesi evrene tüm pozitif enejimizi verelim ki bütün haftamız böyle geçsin;)